Sinema | Korku Neden Korkunçtur?



Canavarlar, yaratıklar, ruhlar, hayaletler, robotlar, ölüler ve diğerleri... Bu kulağa korkunç gelen varlıkların sayısını çoğaltmak mümkün. Korkmaya bayılan biri olarak gerilim filmlerini de çok fazla seyrettiğimi söylemeliyim, lakin gerilim - komedi tarzındaki filmleri daha çok seviyorum. Bu nasıl oluyor, yani içinde hem korku hem de komediyi bir arada tutabilen filmler? Hangi tarz olursa olsun ister animasyon, ister yabancı, isterse bir Türk filmi… Aslında bu tarz filmlerde korkmaktan çok gülerim. Zaten normal gerilim filmlerinde de korku anlarına bir espri patlatan veya böyle yorumlar yapan kişilerle birlikte oturup izleyenden ne bekleyebilirsiniz ki?


Gerilim oluşturan varlıklar adına yapılan sayılı filmlerden biri de Sevimli Canavarlar; hem canavarlar hem de sevimliler. Konusu her zaman ilgimi çekmiştir. Bazı arkadaşlara sıkıcı gelebilir. Çok macera bekleyen biri olarak benden on puan almamıştır film. Ama konusunu takdir etmeliyim. Çocukları korkutmayı meslek edinmiş canavarların aslında gerçek yönleri anlatılıyor filmde. Onlar da insanlar gibi normal yaşamlarını sürdürüyorlar; evden işe, işten eve.

Bazen canavarların aslında canavar olmak istemediğini ya da önceki hayatlarında normal bir insanken sonradan bir canavara dönüştüğünü anlatan filmleri oldukça ilgi çekici bulmuşumdur. Canavar denen olgu neden var? Neden korku kelimesi icat edilmiş? Aslında karanlık diye bir şey yoktur. O sadece ışığın olmamasıdır. Zira aydınlık bir ortama girdiğimizde bir şey hissetmezken, aynı ortam karanlık olduğunda içimizdeki korkular gün yüzüne çıkabilir. Az ya da çok, sonuçta korku hissi bir şekilde aklımızda beliriverir. Tuhaf aslında mekân aynı, gerilim oluşturacak başka hiçbir şey yoktur oysa. Tabi o sırada bizi takip eden bir seri katil ya da başka bir suçlu yoksa. Bu yüzden korku ya da gerilim filmlerinde karartı çok önemlidir. Olaylar aydınlık yerlerde geçmez mesela. Aslında fantastik filmlerde de çoğunlukla korkudan esinlenilerek hareket edilir. Canavar mutlaka vardır bir fantastik filmde, aynı şekilde hikâyelerinde de. Zaten çoğu fantastik filmin hikâyelerden alıntılandığını biliyoruz. Hatta Darren Shan’in kitabının başlangıç sayfalarında geçen bir cümleyi aktarayım sizlere: “Küçükken korkmaya bayılırdım.” 

İşte böylece korkmanın da bir ilgi alanı olabileceğini öğrenmiş oluyoruz.

Korkmak, gerilim filmlerinden ziyade fantastik filmlere de konu olmuştur dedik ama bu işi komedi ile birlikte yürütenleri daha çok takdir ediyorum nedense. Tıpkı Talihsiz Serüvenler Dizisi’nde olduğu gibi... Filmdeki (yani kitaptaki) başkarakter Count Olaf aslında yetim kalmış küçük karakterlerimizin mirasına konmaya çalışan kalpsiz biridir. Çocukları korkunç bir evde hapsederek onlara temizlikçi muamelesi yapar. Yine de, bu karakteri canlandıranın binbir çeşit kılığa bürünebilen yetenekli Jim Carrey tarafından yönetildiğini öğrendiğimizde karaktere kızarak bakamıyorsunuz bir şekilde. 




Şunu söylemeliyim ki korku her zaman gerilim filmlerinin kaynağını oluşturacak diye bir kaide de yok. Korkutmayı başarabilen fantastik seriler de bir başyapıt olma özelliğine sahiptir az çok. Howarts’a ait Yasak Orman’ın adı neden yasaktır? Çünkü yasaklar çiğnenmek içindir ve Hogwarts’ın özellikle aptallık cesaretindeki öğrencileri orada ne olduğunu merak edip gidecektir. Böylece korku yerini maceraya bırakacaktır. Evet, bu yalnızca filmlerde ya da kitaplarda olur. Filmlerde insanlar korkmayı sever, ama gerçek hayatta durum tam tersidir.

(Bu yazım Sade Soda dergisi 3. sayıda yayımlanmıştır.)

4 yorum:

  1. Bende korku filmi çok izliyorum senin sayende daha çok bilgi öğrendim
    sağol

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne demek, asıl ben teşekkür ederim okuduğunuz için:)

      Sil
  2. Yasaklar hep tatlıdır :) Hogwarts güzeldi :)

    YanıtlaSil

Blogger tarafından desteklenmektedir.