Dizi | Amerika, Kore Derken Şimdi de Sıra Japon Dizilerinde

Türk dizilerindeki şu olaydan nefret ediyorum; dizileri kendimiz üretmiyoruz, alıntı yapıyoruz, ama alıntı yaptığımızı gösteren bir bilgilendirmede de bulunmuyoruz. Yani madem diziyi alıyorsun kardeşim, o zaman bari telif hakkı denen şeye saygı göster. TRT1 bunu yapıyor, aldığı diziyi kimden aldığını belirtiyor, ama niceleri bunu yapmaktan kaçınıyor. Bir Litre Gözyaşı da Japon kaynaklı bir dizi. Kanal D de umarım telif hakkına saygı gösterir de gerçek yazarı sonda ya da başta bir şekilde bize göstermenin bir yolunu bulur diye umut etmekteyim. Yalnız, şimdiden dizi "Kore dizisinden uyarlama" diye geçmiş, yanlış geçmiş efendim. Dizi aslında Japon dizisinden uyarlama. Detaylara geleceğim ancak ondan önce birtakım şeylerden de bahsetmek istiyorum. Öncelikle alıntı meselesine değineyim. Zamanında pek çok Amerikan dizisini alıntılamışız ki hâlâ da bu işi yapmaya devam etmekteyiz. Hatta yakın zamanda çekilen İntikam dizisini ele alayım. Bir şu resme bakın, bir de bu resme. Bu kadar mı kopya olur kardeşim, bari kapak resminde biraz yaratıcı olun ya. Neyse...

Bu Amerikan dizilerinden sonra bir de Kore salgını başladı ki sormayın. Bu kez de başladık Kore dizilerinin Türk versiyonlarını yapmaya. Bu durumdan şikayetçi değilim aslında. Hatta bazı yapımların çok da başarılı olduğunu gördüm. Ama şöyle bir gerçek var ki iş komediye döndü, ellerde oyuncak haline geldi. Zaten yeteneksiz oyuncularla dolup taşan projeleri saymıyorum bile.


Sırf reyting aşkı için yapılmadık şey kalmadı. Kore dizileri normalde 16, 20 ya da 25 bölüm şeklinde tasarlanıyor, planlanıyor ve o şekilde ekranlara veriliyor. Bazı diziler (ki en başta Kore saray dizilerinden bahsediyorum) nadiren de olsa 30, 50, 60, 100 ya da daha fazla bölümden oluşabiliyor ama ağırlıklı olarak romantik komedi türünde bir Kore dizisinden bahsediyorsak bölümlerin sayısı ya 16 ya 20 ya da 20'lerde olarak karşımıza çıkıyor. Bu tür diziler de hem kısa olduğu ve bir çırpıda biteceği için hem de komedi ya da romantik ağırlıklı olduğu için biz Türk halkı tarafından daha çok tercih ediliyor haliyle. Şimdi gelelim uyarlama dizilere: Kore dizilerinden alınan çoğu Türk dizisi reyting aşkına uzatıldıkça uzatılıyor ve haliyle konunun artık tamamen dışına çıkılıyor, işler sarpa sarıyor, ortalık karışıyor, konudan konuya atlanıyor vs. Hal böyle olunca da reytinglerde gözle görülür bir azalma meydana geliyor ve apar topar gelişigüzel bir final yapılarak bu ızdıraba bir son veriliyor.

Uyarlama dizilerimizin genel olarak ekranlardaki yolculuğu aşağı yukarı böyle. Kore konusuna gelirsek, bu konuda da söylemek istediğim bazı şeyler mevcut. Ben liseden beri doğu ülkelerine ve kültürlerine zaten meraklıyımdır. Lisede sürekli Jackie Chan ve Jet Li gibi isimlerin filmlerini izlerdim. Tabii bir de Bruce Lee var. Ondan bahsetmemek olmaz. Bunların hepsi Çin filmlerinin unutulmaz oyuncularıdır. Bu arada bazı Animelerle de tanışarak Japon dünyasına çoktan giriş yapmıştım. Zaten Pokemon'u televizyonda çıktığı anlarda bile izliyordum ki bu da Çin filmlerini izlediğim aynı döneme tekabül ediyor. Hatta sonraları Georgie, Şeker Kız Candy, Sailor Moon ve Gakuen Alice gibi Japon yapımlarının beni ekrana bağladığını da bilirim.

Yani sizin anlayacağınız Kore yapımlarına merak salmadan evvel de uzak doğu yapımlarına zaten hep ilgiliydim. Bunun hemen ardından da Kore sinemasına merak salmış olmam pek tabii olası bir durumdu. Kore filmleri, oldukça etkileyici senaryolara sahipler. Baya bir Kore filmi izlemişimdir. Yaklaşık 2009'lu yıllarda da Kore dizileri izlemeye başladım. İlk izlediğim Kore dizileri arasında Boys Over Flowers (ki Türk uyarlamasının adı Güneşi Beklerken ve yine bu dizinin aslı da Japon Animesi -sonradan da Japon dizisi- olan Hana Yori Dango'ya kadar uzanıyor) dizisi de vardı. Daha sonra o kadar çok Kore dizisi izledim ki şu an hangisinden bahsetsem diye düşünüyorum ama bahsetmeyeceğim. Yoksa konu uzar gider. Ha, ama şunu söyleyeyim. Kesinlikle Korecan falan değilim. Hatta bazı Kore dizilerinin gerek senaryo gerekse oyunculuk anlamında çok da başarılı olmadığını görebiliyorum. Aşırı fanatik olmaktan da oldum olası nefret ederim zaten. Ayrıca benim Kore dizisi izlediğim yıllarda daha Korecan tanımı bile bulunmamaktaydı. (Sanırım fanatik olsam olsam Japon yapımları konusunda olurdum ki bu blog yazısını bana yazdıran itki de Japon dizisinden uyarlama bir Türk dizisini görmem oldu. Ha, altını çizerek söylemek isterim ki her Japon dizisi de gerek senaryo gerekse oyunculuk anlamında çok da iyi değil, ama bahsediyor olduğum dizi zaten gerçekten Japon bir kızın yaşamış olduğu bir hikâye. Ayrıca Japon dizi uyarlaması da başarılıydı. Zaten öyle olmasaydı biz Türkler diziyi almazdık, öyle değil mi?)

Şimdi gelelim asıl konumuza: Bir Litre Gözyaşı. Aslında bu diziye değinmeden önce Anne adlı diziye de değinmeliyim. Başrolünde Cansu Dere'nin yer aldığı bu dizinin de orjinali yine Japon. Şurada gördüğünüz gibi 2010 yılında Mother ismi ile Japonya'da yayınlanmış bir dizi bu aslında. 1 Litre of Tears, yani Bir Litre Gözyaşı dizisine gelince... Bu dizinin aslının da zaten Japon menşeli olduğunu söylemiştim. Üstelik gerçek bir hikâyeden alıntılanmış bir dizi bu. Aya Kitô adında genç bir kız yaşadıklarını bir günlükte anlatmış zamanında. İşte şuradan bir alıntıyı da paylaşalım:

'1 Litre of Tears' is a Japanese movie mainly based on a published version of the Diary, "1 Litre no Namida" (Ichi Rittoru no Namida) written by a girl called 'Aya Kito' (Kito Aya, July 19, 1962 - May 23, 1988) about her real and personal life experiences coping with a fatal and incurable disease and this diary was published shortly before her death.

Burada anlatılan şey, aşağı yukarı şöyle: Bir Litre Gözyaşı isimli bir günlükten bahsediliyor ve filmin de (dolayısıyla da dizinin) bu günlükten uyarlandığı bildiriliyor. Bu günlüğün yazarı da Aya Kitô adında genç bir kız. Kendi özel hayatından kesitleri paylaştığı günlüğünde yaşadıklarını anlatmış, ölmeden önce de günlüğü yayımlanmış. 1962 doğumlu Aya 1988 yılında hayata gözlerini yumuyor, yani henüz daha gençken. 


Ölümün ne zaman geleceğini bilemeyiz, ama o günlerini sayarak geçiriyor, çünkü ölümcül bir omurilik soğanı hastalığına yakalanmış olduğundan hayata erken veda edeceğini, (tam olarak ne zaman öleceğini kestiremese de) hastalığının onu çoktan öldürmüş olduğunu bilerek bütün acı hislerini günlüğünde biriktiriyor. 2005 yılında Japonya'da hem dizi hem de film olarak çekimi tamamlanmış olan bu günlüğün dizi versiyonunun bir kısmını izlemiştim. Hatta şöyle söyleyeyim, dizi izlerken her zaman yaptığım gibi ilk iki üç bölümü bir de son bölümü izlediğimi hatırlıyorum. Diziler konusunda çoğunlukla böyle yapıyorum, ne kadar iyi olursa olsun dizi izlerken çoğunlukla sıkıldığım için sanırım. Ama tabii zamanında baştan sona izlediğim diziler de vardır elbet.

İchi Ritoru No Namida (Bir Litre Gözyaşı), gerçek bir hayat hikâyesinden alıntı olduğu için beni çok etkilemişti (her ne kadar dizinin tamamını izlemesem de). Aya rolünde Erika Sawajiri oynuyordu. Şimdilerde büyüdü tabii, ama o zamanlar genç liseli kız rolüne cuk oturuyordu (gerçi kaç sene geçerse geçsin hâlâ aynı yaşta gibi görünüyorlar ama olsun). Dizi 11 bölüm sürdü. Japonların bu huyuna bayılıyorum; dizilerini genellikle 9, 10 ya da 11 bölüm yapıyorlar. Hadi bilemediniz 12 bölüm olsun. Gerçekten tadında bırakıyorlar. Fazla uzatmıyorlar. Üstelik dizilerinin bir bölümü bizlerdeki gibi iki saat falan da sürmüyor, kırk dakikalık falan bölümleri oluyor. Bölüm sayılarına da bakarsak çok da vakit kaybı olmasını istememişler sanırım, belki de Japonya'da Animeler daha büyük önem arz ettiğinden dizilere fazla bölüm ekleme telaşına girmiyorlardır ki bir Anime ne kadar uzun sürerse sürsün onların da bir bölümü 20 ya da 25 dakikalık oluyor. Ancak itiraf etmeliyim ki Animeleri dizilerinden çok çok daha iyi.

Uzun bir yazının daha sonuna gelmiş bulunmaktayım. Yazımı sonlandırırken Bir Litre Gözyaşı'nın Türk uyarlaması için şunları tekrar söylemem lazım: Umarım telif hakkına saygı gösterilir ve umarım reyting uğruna saçmalamaz. Ama siz bence öncelikle orjinalini izleyin. Hatta ben gidip yeniden Japon dizimi şöyle bir doğru düzgün izleyeceğim sanırım. Ne zamandır hep ertelemiştim zaten. 

4 yorum:

Blogger tarafından desteklenmektedir.