Gezi | Bursa'nın Çınarları & Muradiye Külliyesi


Bursa'nın tamamını gezmek için bir yığın zamana ihtiyacım olduğunu anladım dün. Uludağ başlı başlına bir serüven olabilirdi, lakin gezi sırasında onu erteledik. Ancak bence bunda da bir iyilik vardı, nitekim dün o iyiliği yaşadığımı düşünüyorum. Bursa'da daha önce de bulunmuştum ama hiçbiri dünkü gezi gibi değildi.

Gezi yazıma öncelikle tarihi çınarla başlamak istiyorum. İlk kez dün gördüm İnkaya Çınarını ve onun hikayesini. İnkaya köyünün çınarı olduğu için bu adı almış 600 yıllık bir çınar bu muhteşem ağaç. Rivayet odur ki Osmanlı'nın kurucusu olan Osman Gazi bir rüya görür. Rüyasında ayın gökyüzünden kalbine girdiğini ve kalbinden de bir çınarın büyüyüp yetiştiğini görür. Bu tür rüyalar öyle herkese anlatılmaması gereken rüyalardır. Osman Gazi de Osmanlı Devleti'nin fikir babası Şeyh Edebali'ye açar rüyasını. Osman Gazi'nin özel hocası olan Şeyh Edebali rüyayı şu şekilde yorar: Osman Gazi 600 -700 yıl kadar sürecek olan bir imparatorluğun kurucusu olacaktır; rüyasında gördüğü çınar ağacı da bunun simgesidir. O çınar ağacı ki Osmanlı'nın devamlılığına ve uzun sürecek olmasına bir işarettir, nitekim çınar ağaçları dayanıklılıkları ve uzun ömürlü olmaları ile bilinmektedir. 

Bu muhteşem haberi alan Osman Gazi derhal kollarını sıvar ve Bursa'nın her yerine çınar ağaçları dikilmesi için emirler verir. İlk ve en meşhur çınar ağaçlarından biri olan İnkaya Çınarının dikilme hikayesi de böyle... Bu 600 küsür yıllık muhteşem ağaç hakkında geniş bilgiyi şu linkten de bulmanız mümkün tabii. Çapı bir hayli geniş olan bu ağacın dallarının kalınlığı da metreleri bulabiliyor. Verdiğim adreste yazdığına göre çapı 3, yüksekliği 35 metreyi buluyor bu anıt ağacın. Hatta dalları o kadar iri ki zamanla düşüp zedelenmemesi için özel kaldırgaçlar kullanılarak ağaç sabitlenmiş. Bu resimde ağaç için kullanılan demir çubukların bir kısmını görebilirsiniz. 


Muradiye Külliyesine de yolumuz denk geldi. Gezinin mihenk taşıydı burası. Sizin de yolunuz Bursa'ya düşerse İnkaya ağacından sonra uğramanız gereken ilk yer bu külliye olmalı. Fatih Sultan Mehmet'e gelinceye dek ilk altı padişahın yaşam alanı olan Bursa ve tabii Osmanlı'nın Söğüt'ten sonraki ilk başkentlerinden olan Bursa deyince akla gelen ilk yer belki de. Bursa'da Osmanlı sultanları tarafından yaptırılan son külliyeymiş burası. Fakat daha sonraki padişahlar tarafından ekletilen bazı bölümler olmuş. Mesela onlardan biri (ve benim dikkatimi çeken bir türbe) Gülbahar (Ebe) Hatun Türbesi olmuştu. Fatih'in ebesi olarak da bilinen bu zat; doğum müjdesi ile padişaha geldiğinde padişah bu haberden o kadar memnun kalır ki Gülbahar Hatun'a şöyle der: "Sen bana müjdeli bir haber verdin, beni sevindirdin. Şimdi ben de seni sevindirmek isterim. Dile benden ne dilersen!" Yalnız Gülbahar Hatun bu haberin karşılığında hiçbir şey istemez. Padişah şaşırır. "Ne istersen vereceğim, sen sadece söyle." der. Bunun üzerine Gülbahar (Ebe) Hatun da istenebilecek en akıllıca şeyi ister. "Siz ölünce beni de oraya defnettirin. Bu bana yeter." der. Ve böylece Muradiye Külliyesi'nde Gülbahar Hatun'a da yer açılmış olur. Belki de padişahların yanında defnedilen halktan olan tek kişidir Gülbahar Hatun. Ayrıca yine en sade türbeye sahip kişi de odur. Türbesinin kenarları açıktadır ve diğer padişahlarınki gibi bir süsleme ya da sandukası da bulunmamaktadır.

Aynı şekilde, Fatih Sultan Mehmet'in babası olan II. Murat'ın Türbesi de sandukasızdır. II. Murat'ın vefat etmeden önceki vasiyeti oldukça manidardır. Kendisi, türbesinin süslemesiz olmasını istemiş mezarının üstündeki toprağın kapatılmamasını emretmiştir. Bunu müteakiben türbenin tepesinin açık bırakılmasını da emretmiştir. Nedeni ise Allah'ın rahmetinden öldükten sonra da faydalanabilmektir. Nitekim o zamandan bu zamana dek türbenin tepesindeki açıklıktan inen yağmur taneleri onun mezarının toprağını ıslatmış. Biz gittiğimizde de topraktaki ıslaklığı görebiliyorduk. Böyle bir türbe isteyerek ne kadar ince ruhlu olduğunu da bize göstermiş oldu. Ancak ne yazık ki 19. yüzyıldan sonra II. Murat'ın vasiyetine aykırı olarak türbeye süslemeler de eklenmiş.

Bu arada yine pek çok yeri de gezdik, fakat külliyeden ayrıntılı bir şekilde hatırımda kalanlar bunlar. Diğer türbelerin hikayesini anlatmaya kalksam zaten sayfalar bana yetmeyecek. En iyisi burada bırakayım. Bu tür gezilerde tarihe olan açlığım biraz daha artıyor, tarihi okuyarak da öğrenir insan. Ama atalarının bastığı toprakları yerinde keşfetmek de ayrı önem taşıyor bence.


Gezimizden dönerken Bursa'nın meşhur kestane şekerlerinden almadan da edemedik. Ben hatta az aldım diye hayıflandım kendi kendime. Ama iş işten geçmişti tabii. Size tavsiyem yarın bir gün yolunuz Bursa'ya düşerse dönüşte kestane şekerlerinden eşinize dostunuza bol bol alın. Tabii eğer seviyorsanız. :)

4 yorum:

  1. 3,5 senedir Bursa'dayım; çoğu yerini gezdim ancak Muradiye Külliyesi nasip olmadı. Bugün gideceğim karar kıldım.

    YanıtlaSil
  2. Çok harika bir anlatım Hatice Hanım,Fakat geziye tam kendinizi verememiş gibisiniź. Gezdiniz mi tam gezin, anı yaşayın bence teşekkürler.

    YanıtlaSil

Blogger tarafından desteklenmektedir.