Eğitim | Yabancı Dil Öğrenirken Yapılan Yanlışlar



Yabancı dil öğrenme yöntem ve teknikleri konusunda biraz fikir paylaşımında bulunmak istedim. Bu alanda tabii ki okumanın önemi büyük, fakat dil kitaplardan öğrenilmez, daha doğrusu sadece kitaplardan öğrenilmez. Yani bu konuda kendimizi geliştirmek ve akıcı konuşmak istiyorsak sırf kitaplara bağlı kalamayız. Bu da bir gerçek.

Çevremizde yabancı dil öğrenir ve öğretirken çok sık sorun yaşayanlarla karşılaştığımız bir gerçek. Bazı eğitim merkezlerinde de bu konunun üzerine yanlış şekilde düşülüyor. Yani demem o ki özellikle de yabancı dil eğitiminde bocalıyoruz: Hem eğitmenler hem de öğrenciler olarak. Gerçi artık internet çağında olduğumuza göre bu sorunlar da en aza indirgenmiş gibi görünüyor. Okumanın önemine zaten vâkıf olmuş durumdayız ve sırf bu nedenle iyi bir okuyucu olun tavsiyelerine istisnasız her söylenişinde kulak kabartıyoruz. Ancak belki de en büyük hatamız sadece okumaya ve kitaptan anlayıp öğrenmeye çalışmak.

Yine toplumumuzda dil öğretirken sürekli yapılan (ve müfredatlardan dolayı yapılmak zorunda bırakılan) en önemli hata da bir dili öğretirken öncelikli olarak gramerden başlanmasıdır. Örneğin Arapça eğitimini ele alalım: Gerek liselerde, gerek üniversitelerde, gerekse diğer eğitim merkezlerinde yapılan en önemli yanlış; Arapçayı öğretirken nahiv (gramer) ve sarf (morfoloji / fiil çekimi) derslerinden başlamaktır.

Medreselerde de bu tarz eğitimler olduğunu biliyoruz. Ben medrese eğitimi almadım. Ancak alanların güçlü bir nahiv ve sarf bilgilerinin olduğuna şahidim. Yine de şunu diyorum ki eğer bir dili akıcı bir şekilde konuşmayı istiyorsanız yapacağınız en büyük yanlış o dile gramer eğitimiyle başlamak olacaktır. Bu da tabii olarak o dilden sizi soğutan en büyük etken olur. Ben hep bu tarz eğitimlerden geçtim ve bu da her zaman sıfırdan başlamama yol açtı. Beni sürekli sıfırdan başlattığı için de gramerden hep nefret etmişimdir. Halbuki gramer dersi de pekâlâ eğlenceli hale getirilebilirmiş. 

Küçüklükten beri bize hep dil öğrenmenin kolay bir şey olmadığı empoze edilir. Günün birinde -örneğin lisede- dilci olmaya karar verdiğinizde de bu ön yargınızdan kurtulamadığınız için o eğitime 0-1 yenik başlarsınız. Eğitime bir de gramerden başlanması bu algının üzerine tüy diker. Hadi şimdi buyurun cenaze namazına! Artık o dile olan ilginiz ölü bir ilgi olmuştur. Tabii eğer dili başka amaçlar için kullanmayacaksanız ve tam bir gramer aşığıysanız o başka. Ama şahit olduğum kadarıyla söyleyebilirim ki dili konuşmayı sevenler hep pratik derslerini gramerden daha çok sevmiştir ki ben de -edebiyatçı olduğum gerçeğini saymazsak- öyley(d)im. Lakin şu anda da maalesef pratik bilgilerimi tazelemek adına yetersiz çabalara sığındığımı itiraf etmem gerekir. Yetersiz diyorum; çünkü başka uğraşlarla ilgileniyorum.

Güçlü bir otokontrolünüz olmalı bu iş için. Öncelikle kendinizi yenmeli ve bu işe adım atmadan önce kendinize bir söz vermelisiniz. “Samimi olacağım!” demelisiniz. Kendinizi yapabileceğinize dair ikna etmelisiniz. Hele ki bu alanda (gerek telaffuz, gerek hafıza alanında) yeteneğiniz varsa ne âlâ! İşe 0-1 yenik başlamaktansa tam tersi 1-0 yenerek başlayan siz olursunuz. 

Dilci Olmak için Sadece Yetenek mi Gerekiyor?

Yabancı bir dili öğrenirken her ne kadar yeteneğin payı büyük olsa da, size söyleyeceğim şey bir o kadar da azim, kararlılık ve samimiyetin de mühim olduğu gerçeği olacaktır. Azminiz ve samimiyetiniz, inanın, işin neredeyse tamamını kapsıyor. O zaman bir derece (ya da yüzde) vermem gerekirse yeteneğe %30 verirken; azim ve kararlılığa %70 veririm. Eskiden bana sorsaydınız, tam tersi ölçüleri kullanırdım. Ancak gördüm ki ne kadar yetenekli olursanız olun; bu işte tembellik ettiğinizde yükseleceğiniz yerde gerilemeye başlıyorsunuz.

Ha, yeteneğiniz çok güçlüdür ve üzerine bir de tuttuğunuzu koparan bir insansınızdır; işte o zaman istediğiniz dili öğrenme hususunda kimse elinize su dökemez. Çünkü bu alanda hem yetenekli hem de azimlisiniz, daha ne olsun! 

Tabii şöyle diyenler de çıkacaktır: “Ee benim yeteneğim yok, ama ben yine de o dili öğrenmek istiyorum, ne yapacağım?” Birincisi, eğer dil öğrenmek istiyorsanız, zaten -inanın- mutlaka o alanda -doğuştan ya da irsî olmasa da- bir meyliniz ve dolayısıyla da yeteneğiniz var demektir. Sadece siz o yeteneği göremiyorsunuz.

Kimisinde yüzde yüz olur bu yetenek kimisinde ise kıyısından köşesinden de olsa vardır. Zira Allah bu isteği kalbimize bahşetmişse, mutlaka o işe meylimiz olduğu içindir bu. Ya yabancı bir şarkı dinlemiş beğenmişizdir ve o şarkıdan dolayı o dile hayran olmuşuzdur, ya bir yabancı arkadaşımız vardır ve onunla iletişime geçmek bize o dili sevdirir, ya bir televizyon programı izleriz ve orada kullanılan dili öğrenmeye çalışırız; bir şekilde meylimiz olur ki o lisana âşık oluruz. 

En basitinden şöyle bir örnek vereyim. Misal; Kore Dizilerini çok seviyorsunuz ve deyim yerindeyse müptelası oldunuz. Kore Dizilerini seven insanları dile meraklı ve meraklı olmayan iki tip insan açısından ele alalım şimdi… Eğer diziyi Türkçe dublajlı izlerken suratınızı buruşturmuyorsanız, “Ya ben bunların kendi seslerini duymak istiyorum!” demiyorsanız, tam tersine asıl Korece konuştuklarında kelimeler kulağınızı tırmalıyorsa ve hatta izlerken sesini kısma gereği duyuyorsanız; o zaman bir dilci adayı olamayabilirsiniz ya da başka bir dilin adamı da olabilirsiniz veyahut da “İstemem dil falan, bana anadilim yeter!” diyen tayfadansınızdır.

İşin tam tersini düşünürsek… Mesela o diziyi izlerken Japonca’dan o dile geçmiş kelimeleri not almak hoşunuza gidiyorsa, gün içerisinde kendinizi o dizide en çok duyduğunuz replikleri -yanlış olsa da- söylerken buluyorsanız; sizde de o maya var; yabancı dil öğrenebilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.